ÖZGÜR VE ÖZGÜN

Devlet memurluğundan emekli olduktan sonra özel sektörde çalışmaya devam ettim. En iyi bildiğim işi yapıyordum. Yani müşavirlik firmalarında kontrol elemanı olarak çalışıyordum.

Antalya’da oturduğum halde tamamen benimle ilgili etkenlerden dolayı Antalya’da iş bulamıyordum. Ama diğer illerde kolaylıkla ve hatta rakipsiz bir şekilde iş buluyordum. Emekli olduktan sonra böyle böyle bir çok ilde çalışarak yeni yeni arkadaşlar edinme fırsatım oldu. Sırası ile Kütahya, Ağrı, Mersin, yine Kütahya, Denizli, Manisa, Elazığ ve işten çıkarıldığım sırada çalıştığım Giresun…

2018 yılının Eylül ayında doların aniden yükselişe geçmesinden inşaat sektörü de çok etkilendi. Özellikle alt taşeronlar, aşırı fiyat kırarak aldıkları işleri tamamlayamama noktasına gelmemek için, birbiri ardına şantiyelerde imalatları durdurmaya başladılar. Belki yeni bir anlaşma olabilirdi veya dolar tekrar eski durumuna gelebilirdi.

Doların aşırı değerlenmesi diye adlandırılan, ama bana göre yola devam etmek için arz malları nakite çevirememe… Genel’e göre “Amerika faktörü” bana göre ise “Arap yarımadasında olanlar”… Sonuç olarak “işler durdu ve kontrol edilecek iş olmadığı için” çalıştığım firmadan çıkışım verildi.

Bu kez  gerçekten işler farklıydı. Ekonomik kriz, nereden baksan inşaat sektörü için  en az bir yıl sürecekti. Emekli maaşım vardı ve kira vermiyordum. Çocuklar büyümüştü. Tabi ki kendimi oyalayacak bir şeyler kolaylıkla bulabilirdim.

Rahmetli annemden küçük bahçesi olan bir ev kaldı. Bahçe küçük, toprak taşlı… hatta taş az olur, kayalı… Rahmetli annem gülleri çok severdi. Onun anısına gül bahçesine çevireyim şurayı diye düşündüm. İlerde belki gül fidanlarını ekeceğim bir arazi alırım, doğal gül suyu, gül yağı hayaliyle… Bu arada yediğim meyvelerin çekirdeklerini de atmıyorum. Erik, kayısı, kiraz, elma, limon, portakal, avakado, bir kaç saksı gül, aleovera… Derken minik çekirdekler pet şişelerde çimleniyor… Damacana ile su almaktan vazgeçtim. 5 litrelik su şişeleri fidanların saksısı olsun diye. Taşlı kayalı diye iki ağacın bile yetişmediği bahçeye neredeyse 1500 torbada fidan sığabilecek. 10 liradan satsam… Ooo..

Neyse önemli olan üretim. Bir elmada 5-6 adet çekirdek olduğunu, 1 kilo yesem haftada, ayda 100 den fazla elma çekirdeği çimlendirebilirim. Keza diğer meyvelerle bu sayı çoğalır. Evden hiç çıkmadan “değer yaratmak”…

Önceleri pek beceremiyordum. Ama zaman geçtikçe bu konudaki dikkatim ve becerim gelişti. Hatta benim gibi saksıda, bidonda eko tarım yapan kişilerin gruplarına katıldım. Toprakla uğraşmak “yok böyle bir şey” dedirtiyor insana… Tavsiye ederim…

Ama hep eve kapanmak olmaz. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin meslek, sanat, kültür kurslarına başvurular başlamak üzere. Listeyi taradım. Eko tarım var… Güzel.. Yapmaya çalıştığım iş… Ama kurs yeri eve çok uzak. Drama diye bir şey var. Araştırdım internetten nasıl bir şey diye. Öykü yazmayı seviyorum, ona yardımcı olacak bir disiplin. Uygulamalı tiyatro eğitimi var. Bu da iyi. Rol yapmayı hiç beceremem. İçi dışı bir tip. Başıma ne geldiyse bundandır zaten. Biraz politik olmayı becerebilmek gerekir artık. Yaş gelmiş 60 sınırına. Dobra dobra “e nereye kadar?”. En fazla üç kursa kayıt yapılıyor. Ücretsiz kurs var, bakmak olmaz. Almanca kursu da üçüncüsü oldu…Ama öyle bir seçim yaptım ki.. Kurslar hemen hemen aynı günde toplandı.. Haftada üç gün, diğer günler bahçemde ve fidanlarımla olacak şekilde…

Ben böyle ücretsiz kurslardan nasıl beceriler edindim şaşırırsınız. Bu konuda en iyi vuruşu, 2008-2009 yıllarında (ben o zaman 48-49 yaşlarındayım) Antalya Büyükşehir Belediyesi Baha Sürelsan Konservatuarı hafta sonu olan ve herkesin katılımına açık ücretsiz kurslarında yaptım. Listedeki müzik kurslarından birisine form doldurup veriliyor. Ben de kaval öğrenmek istedim. Ama bürodan arayıp kaval için yeterli başvuru olmadığını, sadece ud ve keman dallarında kurs olduğunu, bunlardan birini seçersem kaydımın yapılacağını söylediler. Ben de kemanı tercih ettim. Konservatuarda, Antalya’nın en iyi keman öğretmenlerinden birisinden hafta sonu iki saat ve iki yıl boyunca “tamamen ücretsiz” ders aldım. Çok iyi çalamıyorum ama nasıl çalınır biliyorum artık. Kurs boyunca tek kaygımız “kursiyer sayısı düşmesin, kurs kapanmasın” idi. Ücretsiz kurs var… Ama katılımcı sorunu var… İnanamıyorum ya…

Kurslarıma başladım. Tesadüfen Drama ve Uygulamalı Tiyatro Eğitimine aynı öğretmen geliyordu. Dramaturji ve senaryo yazarlığı dalında iki üniversite mezunu… Adeta  “Lebi Derya” Mehmet Salih Sezgin. 30’lu yaşlarında, dizilerde oynasa bayılarak seyredeceğimiz kadar yakışıklı… Yine kendisi gibi çok güzel ve tiyatrocu eşi Tuğçe ile “tiyatroyu yaşayan”… Neşeli ikili…

Kurslara değişik kesimlerden katılımcılar var. Benim gibi yaşını başını almış ama konuşmasına yazmasına faydası olur diye gelenler…Çocuk gelişimi dalında çalıştıkları için zorunlu hissedenler… Tiyatroyu gerçekten bir uğraşı olarak hedefleyenler…Ben ağır, uslu, sessiz ve hep izlemede… Dobralık illetinden kurtulup, kendisiyle ve çevresiyle uyumlu bir tipleme yaratmaya çalışıyorum. İzledim… İzledim… İzledim…

Yaklaşık iki ay kadar sonra birikim işe yaradı ve birdenbire açıldım… Şahane… Drama dersindeki doğaçlama mucizesi, çevremle ilişkilerimde yaşadığım veya yaşayabileceğim sorunlara karşı farkındalığımı artırdı. Konuşmam düzeldi. Rol yapmaya çalışırken duygularımı ve mimiklerimi kontrol edebilme becerim gelişti. Motor beceri deniyormuş bunlara. Aslında çocukluk döneminde gelişimini sağlamak önemliymiş. Psiko-motor gelişim, fiziksel büyüme ve merkezi sinir sisteminin gelişimine paralel olarak,  temelinde hareket olan becerilerin kazanılmasını içeren ve doğum öncesi dönemde başlayıp ömür boyu süren bir süreçmiş. Gallahue’nin motor gelişim dönemlerini anlattığı piramitin tepe noktasında sportif faaliyetler var. Ama bence rol yapma yeteneği de önemli. Sevinme, kızma, küsme, şaşırma, üzülme ve gülme. En kolay yapılanı üzülme… En zor yapılanı ise gülme… Neden arabeske eğilimli olduğumuz ortada gibi. Kolay gülemiyoruz ama kolay üzülüyoruz. Büyüyene kadar çocuklarınızın hayatından drama eğitimlerini/kurslarını sakın çıkarmayın… İmkanınız yoksa “alın önünüze şimdi rol zamanı deyin…haydi  üzülüyoruz… haydi şaşırıyoruz… haydi gülüyoruz” oyun haline getirin… Gülmeyi başaran kişi mutsuzluğu seçmez…

Kurs boyunca, edindiğim alışkanlıklar ve farkındalıklar sayesinde çevremle ilişkilerim gelişim gösterdi. Öykü yazma olayı, roman yazma boyutuna sıçradı. Tiyatro kursu sonunda tek perdelik “Japon kuklası” oyununu sergiledik. Oyunun önemli rollerinden birini, işçi Armida’yı oynadım.

Yaşam “o an” dır. O an, istediğiniz ve yapabileceğiniz her şeyi deneyin…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s